

GİRİŞ
Otizm:
"(Bkz: İçe yöneliklik)...Gerçeklerden kaçınarak imgesel olaylara bağlılığı
geliştirme ve düşünceleri, daha çok dileklerin yönetmesine bırakma durumu"
Türk Dil Kurumu Yayınları
"(Bkz:
İçe kapanış)...Kendi içine kapanıp dış dünyayla teması asgariye indirme hali"
Büyük Türkçe Sözlük (Beyan Yayınları)
"Hastanın
dikkat ya da ilgisini kendi egosuna yönelttiği bir düşünsel içe kapanıklık
hali."
Online Medical Dictionary
"Sosyal
etkileşim ve iletişimde noksanlıklar, sıradışı ve tekrar eden davranışlarla
karakterize edilen nöropsikiyatrik düzensizlikler bütünü. Hastaların bir kısmında
eylemsizlik hali görülür. Otizmin nedenleri daha tam olarak anlaşılmamıştır.
Ancak bazı vakaların otozomal kromozomlardaki genetik bozulmaların kalıtım
yoluyla aktarıldığı düşünülmektedir."
www.medterms.com
"
Kendisini çevresinden uzaklaştırma ve kendi dünyasında yaşama. Cansız nesnelere
insanlardan daha fazla ilgi gösterme. Söylenen sözleri anlamsızca tekrarlama.
Anlamsız yeni kelimeler uydurma. Değişikliklerden kaçınma. Belli nesnelere
aşırı bağlanma. Diğer çocuklarla ilişkiye girememe."
Psikotürk Online
"Otizm,
sosyal ve iletişim becerilerinin becerilerin! etkileyen bir gelişim bozukluğudur,
Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse
de zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri
ne olursa olsun otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak
bir zorluk çekerler. Sürekli bir konu üzerinde konuşur, anlamsız sözleri üst
üste tekrarlar. Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı
ve iyi yaparlar."
Tıp sözlüğü 2000 Online
Post-Otistik iktisat Hareketinin çıkış noktalarından olan otizm ya da otistik
davranış, iktisatın bugünkü öğretim biçimi ve kullanımıyla öğrencilerde ortaya
çıkabilecek davranış biçimlerinden biridir.
Hastalığın belli ya da tüm belirtilerinin nüvelerini bugün üniversitede iktisat
eğitimi gören birçok öğrencide görmek mümkün. Verilen eğitim bu yönleri teşvik
eden bir tedrisat oluştururken aksini beklemek de safdillik olur. Ve keza,
düşünmekten uzaklaşan öğrencilerin otistik hastalardan farklı davranmalarım
düşünmek de aynı saflıktadır.
Bizler
bu hastalığın, iktisat eğitiminde yaratılmasını reddeden
bir öğrenci kitlesi olarak, otizmin sayılan tüm olumsuz sıfatlarının karşısına
iktisat disipliniyle gerçek dünyanın ilişki ağını kavrayabilen ve insanlarla
iletişim halinde fikirlere dalan insan ögesinin ön plana çıktığı bir anlayışı
temsil etmek istiyoruz.
Otizmi besleyen ya da onu çağrıştıran bir iktisat eğitimini reddediyoruz.
Bizler İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden bir grup öğrenci, tüm dünyada 2000 yılında başlayan iktisat eğitimi ve disiplini üzerine yapılan tartışmalardan, İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti (İFMC)'nin çıkardığı İktisat Dergisi sayesinde haberdar olduk.
Yıllardır içinde olduğumuz İktisat eğitimi ve sorunları üzerine, gecikmiş de olsa bir şeyler söyleme ve öneri sunma fikri bu hareketle birlikte yeniden oluştu.
İstanbul Üniversitesindeki sistem değişikliği ve derslerin matematik ağırlıklı bir hal alması, hele hele bunun son üç-dört yılda iyice belirginleşmesi eminiz tüm öğretim elemanlarının ve öğrencilerin dikkatini çekmiştir. Bazı bölümlerin kapatılması, bazı derslerin seçmeli olarak öğrencilerden uzaklaştırılması ve yine matematiğin ağırlığının fazlalaştırılması bu sistematiğin bir parçasıdır diye düşünüyoruz. Ve bu nedenle hazırladığımız bu broşürü lütfen dikkatle okuyunuz.
Önerilerimizin ya da en azından fikirlerimizin ortak bir tartışma zemininde buluşmasına yardımcı olalım.
Belirlediğimiz yıl içi çalışmalarımızın yalnızca ilk bölümünü oluşturan elinizdeki broşür aslında bir tartışma çağrısıdır.
Broşürde ilk olarak sırasıyla, bu hareketin tarihini özetleyen ve Karıncalar'ın taleplerinin belirtildiği iki ayrı metin olacak. Türkiye'deki tüm öğretim görevlilerine yapılan bir çağrı üçüncü yazıyı oluşturacak. Dördüncü yazı olarak tüm dünyaya duyurulan Fransız Öğrencilerinin bildirisi ve bu konuyla ilgili Fransız öğretmenlerin cevabı ve katkısını barındıran bir metin olacak.
Her türlü katkının bu soruna bir adım daha yaklaşmak demek olduğunu ve tartışılamaz doğruların olmadığını düşünüyoruz.
Bu çalışma
dört bölümden oluşacaktır.
Buna göre:
İlk çalışma elinizdeki bültendir.
İkinci çalışma yurt dışında bu hareketin yankılarını oluşturan tartışmaları da barındıracak bir çeviri-bülteni.
Üçüncü çalışma Türkiye'deki öğretim görevlileriyle yapılacak olan röportaj-bülteni.
Dördüncü olarak da kendi fikirlerimizin yansıtıldığı ve yeni tartışmalara açık bir öğrenci-bülteni.
Bu çalışma dönemlerinin belirlenmesi yöntemi daha sistematik bir tartışma yaratmak amacıyla tercih edilmiştir. Bu dönemler arasında ise birçok panel ve raporlama yıl içerisinde ilgililere sunulacak ve tartışmalar açık bir zeminde yürütülecektir.
Post-Otistik iktisat Hareketine Katkı için karincalar@hotmail.com adresine yazılarınızı yollamanızı bekliyoruz.
Post-Otistik İktisat Hareketi'nin Kısa Tarihi
Post-Otistik iktisat Hareketi, 2000 yılının Haziran ayında, Fransa'da bir
grup iktisat öğrencisinin internet üzerinden yayımladığı bildiriyle başladı.
"Autisme-economie" başlığını taşıyan bildiri, öğrencilerin iktisat
disiplini ve eğitimi üzerine şikayetlerim ve önerilerini konu ediniyordu.
Bu bildirinin hemen ardından, Fransız iktisat hocalarından bazılarının öğrencilerini
desteklediklerini ifade eden bir bildiri yayımlamalarıyla tartışma ilk yankılarını
bulmuş oldu. 21 Haziran'da, Fransa ulusal basınından Le Monde'un öğrencilerin
bildirisini ve de onlara sempati duyan kimi iktisatçılarla yapılan söyleşileri
yayımlamasıyla hareket kamuoyunun geniş kesimlerine ulaşmış oldu. Hareketin
medyanın da ilgisiyle ivme kazanmasının ardından, Fransız Eğitim Bakanlığı
konuyu dikkate aldığını ve bununla ilgili bir komisyon kurulacağını duyurdu.
Aynı yılın Eylül ayında post-otistik iktisat bültenleri'nin ilki yayımlandı. Fransa'da yaşananları konu eden bu ilk sayı, dünyanın birçok farklı köşesinden öğrencilerin ve hocaların hareketten haberdar olmasını sağladı. Ekim ayına gelindiğinde ikinci sayısı yayımlanan bültenin 36 ülkeden takipçisi vardı.
Bütün bunlar olurken, neo-klasik akımın temsilcilerinin genel tavrı hareketi yok saymak yönünde oldu. Ama medyanın ilgisi ve de hareketin destekçilerinin giderek artması bu sessizliği sona erdirdi.
Kasım ayında www.paecon.net. adlı internet sitesinin açılmasıyla hareket uluslararası bir yön kazandı. Aralık ayının başında tartışma İngiltere'ye taşındı. 2001 yılının Haziran ayında Cambridge Üniversitesi'nden bir grup öğrenci, Eylül ayında da A.B.D.'de Kansas City'de toplanan yirmi iki farklı ülkeden öğrenci, öğretmen ve araştırmacı tartışmayı desteklediklerin! belirten bildirileri yayımladılar. Bütün bunlar olurken, Fransa'da, Eğitim Bakanlığı'nın görevlendirdiği komisyon, hareketin birinci yılının sonunda hazırladığı raporla bakanlığa öğrencilerin taleplerinin bir kısmını gerçekleştirmeyi öneriyordu.
Fransa'da başlayıp ardından İngiltere ve A.B.D.'ye sıçrayan tartışma bugüne gelindiğinde dünyanın birçok farklı ülkesinde yankı bulmuştur. Brezilya'dan Japonya'ya çok sayıda ülkenin öğrencileri ve akademisyenleri birbiri ardına çalışmalarıını yayımladılar ve de yayımlamaya devam ediyorlar. Türkiye'de bu konudaki ilk kurumsal yayın İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti (İFMC) tarafından yapıldı. Üniversite öğrencileri düzeyinde ise bildiğimiz kadarıyla bizim dışımızdaki tek çalışma Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencileri tarafından yapılıyor. Umuyoruz ki, bültenimiz tartışmanın Türkiye'de de yaygınlaşmasına yardımcı olur.
"Çürüyen bir şeyler var Danimarka Sarayı'nda..." W.Shakespeare
Post-Otistik
İktisat Hareketine Katkı
Bizler İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencileri olarak Fransa'daki
İktisat Öğrencilerinin deklare ettiği bildiriyi aynen destekliyoruz, İktisat
Fakültesi Mezunları Cemiyeti (İFMC) ile birlikte Türkiye'ye taşınan ve iktisat
eğitimi üzerine önemli açılımlar sunacağım düşündüğümüz bu tartışmaya biz
de katkıda bulunmak istiyoruz.
1.
Kurgusal bir iktisat eğitimi istemiyoruz!
İktisadı toplumüstü bir bilim olmaktan çıkarıp toplumsallaştırarak yaşamla
doğrudan ilişki kurabilen bir disiplin haline sokmak gerekir. Böylece verili
kurgunun dışında bir yaşam tahayyül etmenin yolu da açılmış olacaktır. Soyut
yerine somut olası öğeler ve nostaljik dönemsel kurguların yerine de tarihsel
perspektifi olan olguların günümüzle ilişkilendirilerek tartışılmasını istiyoruz.
Elitist, giderek anlaşılmaz hale gelen bir iktisat, toplum içinde kendini
gerçek anlamına yerleştirecek noktayı bulmalıdır.
2.
Genel geçerliği olan bir iktisata inanmıyoruz.
Disiplinin kendine sürekli atfettiği Nesnel , Bilimsel, Evrensel kavramlarının
ideolojik bir yanılsama aracı olduğunu düşünüyoruz. Bu yanılsama araçlarından
biri olan insanı, kitle insanı olarak görmek onu ısmarlama, tarif edilmiş
birey olarak dayatmaktır. Böyle bir indirgemecilik insandaki ve disiplinler
arasındaki çoğulcu yaklaşımı yıkar ve onun yerine tek bir varsayım önerilmesine
neden olur. Ve kitle insanı konuya yabancılaşır. Bu yabancılaştırmayı kıracak
olan efekt ise ancak ve ancak iktisat ideolojisinin kendi yarattığı dili parçalamakla
olur. Bu dil, model dogmatizminin, konjonktürel durumların öznelliklerinden
sıyrılarak genelleştirilmesi sorununun kendiliğinden doğmasına sebep olur.
Genelleştirilmesi ise daha çoğulcu bir yaklaşıma açık gibi gözükse bile terminolojik
bir eksenin kalıplaşmasına ve iktisat teknokrasisinin üstten bir yapı olarak
ortaya çıkmasına yardımcı olur. Varoluşsal bir paradigma -iktisat eksenli
dünya algısı- içerisinde bulunan iktisat, kendini meşrulaştırıcı her türlü
adımı kendi yarattığı bu modellerle oluşturur. iktisatta model dogmatizmine
hayır!
3.
Matematiğin aklayıcı bir dilsel öğe olarak kullanılmamasını talep ediyoruz.
İktisata doğa bilimlerine yaklaşır gibi yaklaşmak ya da onu evrensel doğrulara
ulaştırmaya çalışmak, iktisatı kendi içinde tek tipleşmeye götürür. Bu süreçte
matematiği 'resmi' bir dil olarak kullanmak iktisadın kendi varsayımları içerisinde
tutanı sonuçlara ulaşmasını sağlarken toplumsal yasamdaki iktisadi ilişkileri
açıklamakta yetersiz kalır.
Varsayımlar
oluşturulurken formüller değil, gerçek yaşamın olasılıkları temel alınmalıdır.
İktisadi
modellerin matematiksel biçimlerle temellendirilmesi yoluna gitmek, iktisadın
varmak istediği sonuçlara ulaşmasını kolaylaştırır. Bu biçimselleştirme, disiplinin
ilişkileri tanımlama ve çözümlemedeki eksikliğini örterek kitlelerin gözündeki
saygın konumunu pekiştirecek 'bilimsel karizma'nın yaratılmasını sağlar. Ve
böylece matematiksel biçimler illaki 'doğru' olduğu için sonucun eleştirelliği
de ortadan kalkmış olur.
4.
İktisatın beşeri bilimlerle bağları koparılmamalıdır.
Disiplinin, yaşamın iktisadi ilişkilerini kavrayabilmesi ancak tarih, sosyoloji,
antropoloji gibi sosyal bilimlerle eşgüdümlü hareket edebilmesiyle mümkündür.
Kastedilen ilişkilerin zamanlarına, mekanlarına ve aktörlerine göre farklılaşması,
iktisadın bu farklılaşmaları kavrayabilecek esnekliğe ve tanımlama yetisine
sahip disiplinlere yakınlaşmasını zorunlu kılar. İktisat insan ilişkileriyle
anlam bulan bir disiplin olmakla beraber bu ilişkilerin kurulmayıp insanı
iktisatın nesnesi haline getirmek ya da iktisadı belirleyici bir unsur olarak
almak, ilişkiler halinde olması gereken tüm disiplinleri yaralayan hiyerarşik
bir düzenin kurulmasına yol açar. Böyle bir hiyerarşik sistem her disiplinin
kendi krallığını oluşturmasına yardım eder.
Krallıkların yıkılması ancak iktisatın enterdisipliner bir hal almasıyla
mümkündür.
İKTİSAT DİSİPLİNİYLE İLGİLENEN HOCALARIMIZA ÇAĞRI
Bizler yıllarca aldığımız iktisat eğitiminden duyduğumuz rahatsızlığı yukarıda
dile getirirken temel meselemiz olan dört madde belirledik. Bunlara ek olarak
sizlerin de katkıda bulunabileceğinizi ve bizimle ya da kendi aranızda diyaloga
geçip bu soruna ilgi göstermenizi istiyoruz. Ve eğer sizler de bize hak veriyorsanız
değiştirilebilecek herhangi bir noktanın beraber öğrencilerle iletişim halinde
karşılıklı çözülebileceğim düşünüyoruz.
Müfredat dahiline müdahale olanağı olmadığını düşünüyorsanız, sizlerden en azından size ayrılan ders saatlerinizin yukarıda saydığımız arazlı konuların gözardı edilmeden işlenmesini ya da anlatım sistematiğini değiştirip çözüm yaratabilecek yolları zorlamanızı rica ediyoruz.
Böyle
bir tartışmanın açılması bile bizim için önemlidir. Sizlerle ilgi alanları
aynı olan biz iktisat öğrencileri, sizlerden bizim için önemli olana sizin
de önem vermenizi istiyoruz.
İlginize şimdiden teşekkür ederiz.
Aşağıdaki metin Fransız öğrencilerinin bu harekete başlarken yazdıkları ilk metindir. Yayımlanmasını istememizdeki amaç post-otistik iktisat hareketinin çıkış noktasını belirtmesi noktasında önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bizler,
dünya iktisat öğrencileri, aldığımız eğitimden genel olarak memnun olmadığımızı
deklare ediyoruz. Nedenlerimiz şunlardır:
1. Hayali dünyalardan kurtulmak istiyoruz!
Birçoğumuz iktisat öğrenimi görmeyi, günümüz yurttaşlarının karşılaştığı ekonomik
fenomeni derinden kavrayabilmek için seçtik. Ama bize verilen eğitim, ki bu
ağırlıkla neo-klasik teori ya da ondan türetilen yaklaşımlardır, genel olarak
bu beklentiyi karşılayamamaktadır. Teori, kendini olasılıklardan ilk anda
kopardığında bile, olgularla gerekli dönüşü nadiren gerçekleştirebilmektedir.
Ampirik kısım (tarihi olgular, kurumların işlerliği, firmaların davranış ve
stratejilerinin incelenmesi) ise neredeyse varlığını yitirmiştir. Bunun yanında,
öğretim sistemindeki bu boşluk -somut gerçeklerden kopuş-iktisadi ve toplumsal
aktörlere yararlı olmak isteyenler için sayısız problem doğurmaktadır.
2.
Matematiğin kontrolsüz kullammına karşı çıkıyoruz!
Matematiğin araçsal kullanımı elbette gereklidir. Ama matematiksel biçimselleştirmeyi
araç olarak değil de, kendi başına amaç olarak kullanmak, gerçek dünyayla
şizofrenik bir ilişkinin doğmasına neden olmaktadır. Biçimselleştirme, egzersizler
türetmeyi ve anlamı indirgenmiş modeller kurmayı kolaylaştırma amacıyla kullanılmaktadır.
Bu indirgeme "doğru çalışmayı" yazabilmek için gerekli "doğru
sonucu" (bu da ilk hipotezin mantıksal sonucudur) bulma yönündedir. Bu
alışkanlık, bilimsel olma kandırmacası altında, değerlendirme ve seçmeyi kolaylaştırmakta,
ancak çağdaş iktisadi tartışmalar doğrultusunda sorulan soruların cevaplarını
ise asla vermemektedir.
3.
İktisadi yaklaşımlarda çoğulculuk!
Dersler genel olarak düşünceye yer vermemektedir. Varolan iktisadi sorunlara
önerilmiş tüm yaklaşımlar arasında bize yalnız bir tanesi sunulmaktadır. Bu
yaklaşım da herşeyi saf aksiyomatik (kendiliğinden doğru kabul edilen) bir
sürecin araçlarıyla-sanki bunlar iktisadi doğrularmış gibi-açıklama eğilimindedir.
Biz bu dogmatizmi kabul etmiyoruz. Bizler, nesnelerin karmaşıklığına ve büyük
iktisadi sorunları (işsizlik, eşitsizlik, mali pazarların yeri, serbest ticaretin
avantajları ve dezavantajları, küreselleşme, iktisadi gelişme,vb.) çevreleyen
belirsizliği uyum sağlayabilecek yaklaşımların çoğulculuğunu talep ediyoruz.
4.
Öğretmenlere çağrı: Çok geç olmadan uyanın!
Hocalarımızın kimi sınırlamalara maruz kaldıklarının farkındayız. Buna rağmen,
iddialarımızı anlayan ve değişim talep edenlere sesleniyoruz. Eğer ciddi bir
reform bir an önce gerçekleşmezse, sayıları günden güne azalan iktisat öğrencilerinin
alanlarını toplu halde değiştirmeleri riski çok büyüktür. Bunun nedeni de
ilgilerini kaybetmeleri değil, çağdaş dünyanın gerçeklerinden ve tartışmalarından
koparılmış olmalarıdır.
Bu otistik bilimin bize daha fazla empoze edilmesini istemiyoruz.
İmkansızı değil, mantığın başarabileceğin! istiyoruz. Umarız sesimiz kısa zamanda duyulur
Fransız Öğretmenlerinin Öğrencileriyle Dayanışma
Amaçlı Yazdıkları Bildiri
Aşağıdaki metin Fransa'daki öğretmenlerin, bu hareketi başlatan öğrencileriyle
dayanışma içinde olduklarım ve verdikleri desteği göstermesi sebebiyle tercih
edilmiştir. Aynı desteğin Türkiye'de de öğrencilere verilmesini ve hatta bu
harekete katılınmasını temenni ediyoruz.
Bildirinin tartıştığı problemler aşağıda sıralanmıştır;
· Neo-klasik
olmayan teorilerin müfredat dışında tutulması.
· İktisat eğitimi ile iktisadi gerçeklik arasındaki uyuşmazlık.
· Matematiğin araç olarak değil de kendi başına amaç olarak kullanılması.
· Eleştirel düşünceyi dışlayan metodların öğretilmesi.
· Analiz edilen objelerin karmaşıklığına uyum sağlayabilecek yaklaşımlarda
çoğulculuk ihtiyacı.
Doğa bilimlerinde açıklama, gerçekte var olan fenomen üzerine odaklanır. Teorinin geçerliği ve uygunluğu "olgulara" dayandırılmasıyla mümkün olabilir. Bu yüzden bizlerde, öğrencilerimiz gibi, iktisatta, ampirik uygunluğu gözetilmeden teorilerin sunulmasına ya da modellerin kurulup manipüle edilmesine ayrıcalık tanıyan bir pedagojiden şikayetçiyiz. Bu pedagoji, model oluşturmanın biçimsel özelliklerini öne çıkarırken modellerin, eğer varsa, iktisadi gerçeklerle arasındaki ilişkileri büyük ölçüde gözardı eder. Bu biçimciliktir. Bilimsel yaklaşımda ise ilk amaç, karşı karşıya gelinen ampirik fenomenin soyutlanmasının açıklama etkinliğini ve verimliliğini göstermektir. iktisatçının birinci görevi bu olmalıdır. Bu da matematiksel bir problem değildir.
Ne var ki, "olgulara dönüşün" yolu da açık değildir. Her bilim, inşa edilen ve kavramsallaştırılan olgulara dayanır. O yüzden, her biri gerçekliğin sunumunda, yorumlanmasında ya da yapılandırılmasında farklılıklar arz eden birden çok paradigma görülür.
Paradigmaların varlığını ve rolünü kabul etmek sorgulanamaz kaleler inşa etme yönünde algılanmamalıdır. Paradigmalarla yüzleşilmeli ve paradigmalar tartışmaya açılmalıdır. Fakat bu "doğal" ya da doğrudan doğruya tasvirler temelinde yapılamaz. İstatistiğin ve ekonometrinin sunduğu araçları kullanmak kaçınılmazdır ama bir modelin eleştirel değerlendirilmesi, bütünüyle niceliksel temelli bir yaklaşımla yapılmamalıdır. Biçimsel olarak ne kadar yerinde ya da istatistiki açıdan ne kadar doğru olursa olsun, herhangi bir "iktisat yasasının" / teorisinin uygunluğu, geçerliği, uygulandığı durumun içeriği ve çeşidi gözardı edilmeden değerlendirilmelidir. Kurumlar, tarih, çevresel ve jeopolitik gerçekler, aktörler ve grupların stratejileri, cinsiyet ilişkilerini de içinde barındıran sosyolojik boyutlar ve epistemolojik sorular da hesaba katılmalıdır. Ne var ki, iktisadın bu boyutları, öğrencilerimizin eğitiminde acımasızca eksik tutulmaktadır. Bu durum, uzmanlığa yönelik derslerin eklenmesiyle aşılabilir. Ama asıl önemli olan, yeni derslerin eklenmesinden ziyade, farklı bilgi alanlarını aynı eğitim programı içinde biraraya getirebilmektir. Öğrenciler de bizden bunu istiyorlar ve biz de onların bunu istemekte haklı olduklarını düşünüyoruz. Disiplinimizin parçalanmasına karşı mücadele etmeliyiz. Örneğin, makro ekonomi, kurumsal ve ekolojik sınırlamaların, yapıların ve tarihin rolünün önemi üzerine yoğunlaşmalıdır.
Bu bizi
çoğulculuğa götürür. Çoğulculuk sadece çeşitli
önyargıların ya da vizyonların açıklamaya çalıştıkları ideolojik bir sorun
değildir. Çeşitli teorilerin varlığı varsayılan hipotezlerin doğasıyla, sorulan
sorularla, geçici bakış açılarının seçimiyle, incelenen problemlerin sınırlarıyla
ve de kurumsal ve tarihsel içerikle açıklanmalıdır.
Çoğulculuk, iktisatçının temel kültürünün bir parçası olmalıdır. İktisatçıların yaptığı araştırmalara konu olan insanlar, inançları ve ilgi alanları doğrultusunda, düşünme yöntemlerini ve yönlerini geliştirmekte özgür olmalıdırlar. Hızla değişen ve günden güne karmaşıklaşan dünyada, alternatif açıklamaları engellemeye çalışmak imkansız ve tehlikelidir.
Bu da bizi neo-klasik teoriyi sorgulamaya götürür. Teorinin üstün konumu ise tabi ki çoğulculukla çelişmektedir. Fakat burada daha önemli bir konu var. Neo-klasizmin "rasyonel" temsilciler hayali, denge fikrine olan bağlılığı, fiyatların piyasanın ana belirleyeni olduğu ısrarı bizim inançlarımıza ters düşmektedir. Bizim iktisat kavramımız ise başka türden davranış ilkeleri üzerine temellendirilmiştir. Bunlar da özellikle, firmalar arasındaki karşılıklı öznelliğin varlığını ve önemini, firmaların sınırlı rasyonelliğini , heterojenliğini ve de piyasa dışı faktörler temelli iktisadi davranışların önemini içlerinde barındırır. Örgütlerin, kültürel ve alanların oluşturduğu güç yapıları a priori biçimde dışlanmamalıdır.
Öğretimin birçok durumda neo-klasik tezle sınırlandığı gerçeği etik alanda da sorgulanabilir. Öğrenciler, sadece neo-klasik teorinin tek bilimsel akım olduğu yanlış inancına yönlendirilmekle kalmıyor, aynı zamanda bilimselliğin basit aksiyomlardan ve/veya biçimsel modellerden ibaret olduğu yanlış inancına da yönlendiriliyor.
Öğrencilerle
birlikte, bizler de, bilimsellikle matematik kullanımını eşdeğer görmeyi safdillik
ve küfürbazlık olarak görüyoruz, İktisat'ın bilimsel statüsü üzerine tartışmalar
matematiğin kullanılıp kullanılmaması sorununa indirgenemez. Bunun da ötesinde
tartışmayı bu çerçevede kurmak, insanları kandırmak ve büyük önem taşıyan
soruları engellemektir. Bunlar, modellemenin nesnesini ve doğasını sorgulamayı,
İktisat'ın gerçekliğini açıklayacak ve de kendini "hayali" problemleri
çözmeye odaklamaktan uzaklaştıracak şekilde nasıl yeniden yönlendirileceğini
düşünmeyi içerir.
Üniversite eğitiminin iki temel özelliği, lisans eğitimi derslerinde çeşitlilik
ve de öğrencilerin eleştirel düşünce içerisinde eğitilmeleri olmalıdır. Ama
neo-klasik rejimde her ikisi de mümkün değildir ve de ikincisi sıkça engellenmektedir,
Matematiksel biçimseicilikte ısrar, iktisadi fenomenlerin birçoğunun, araştırmaların
ve müfredatın sınırlarının dışında kalması demektir. Bu sınırlamaların savunulmazlığı,
öğrencilerin eleştirel düşünmesinin tehlikeli bir tehdit olarak algılandığının
kanıtı anlamına gelir. Özgür toplumlarda bu kabul edilemez bir durumdur.
Biz...................iktisat
hocaları olarak öğrencilerin iddialarına
tam destek veriyoruz. Özellikle öğrencilerin beklentilerini karşılayacak,
yerel düzeydeki girişimlerle ilgileniyoruz. Bu konuların, tüm üniversitelerdeki
iktisat öğrencileri tarafından duyulmasını umuyoruz. Bunu kolaylaştırabilmek
için, öğrencilerle diyaloga geçmeye ve de tartışmayı kamusal düzeye taşıyacak
konferanslara katılmaya hazırız.
