İKTİSATTA ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK
André Orléan

 

Çeviren: Gökmen Tarık Acar
İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi



İktisat bir bilim midir? İktisatta da tıpkı Fizikteki gibi kurallar var mıdır? Bu soruların cevapları iktisatçıları olduğu kadar bilim kuramcılarını da de ikiye bölmektedir ve yalnızca İktisat'ın kendisi için değil, iktisatçıların toplumdaki yeri için de önem taşımaktadır. Şu örneği ele alalım: "Minimum ücret seviyesinde bir artış, niteliksiz işçilerin istihdamında bir azalışa yol açar" ifadesi gerçeği yansıtmakta mıdır? Yanıt çok açıktır: Hayır.

Yalnızca geçtiğimiz günlerde Fransa'daki düşük ücret tartışmalarının merkezinde olduğu için değil, bir "İktisat kanunu" olarak ifade edilebilecek ender örneklerden biri olduğu için de "Minimum ücret kanunu" mükemmel bir başlangıç noktası teşkil etmektedir. Bir ankete göre iktisatçıların %90'ı bu kanunun geçerliliğine inanmaktadır. Ayrıca, bir ürünün fiyatı yükseldiği zaman talebinin düşeceğini söylemek doğru değil midir? Bundan daha temel bir iktisadi gerçeklik yoktur. Ne yazık ki, David Card ve Alan Krueger birbirinden farklı Kuzey Amerika örneklerinde minimum ücretlerin yükselmesi durumunda en az nitelikli işçilerin istihdamının sabit kaldığını ya da yükseldiğini gözlemlediler. "Kanun" tarafından öngörülenin aksinin gerçekleşmesinin sebebini ise açıklayamadılar. Bunun yanı sıra, biraz olsun hafıza sahibi olanların hatırlayacağı gibi, 1970'lerin sonları gibi erken bir dönemde Malinvaud, "Keynesyen İşsizlik" olarak isimlendirdiği ve 'ücretler yükseldiği zaman istihdamın da yükseleceğini' öngören makroekonomik modelini ortaya atmıştı. Bu nasıl mümkün olabilir? Bunun sebebi; ekonominin, tek bir değişkeninin değişmesi durumunda sonuçta ne olacağını görmemizi engelleyecek derecede karmaşık bir ilişkiler ağından ibaret olmasıdır. Faizlerde bir yükseliş yerli paranın değerinin yükselmesine yol açabileceği gibi, tam tersinin gerçekleşmesi de mümkündür. İktisat'ın evrensel kanunları yoktur. Yalnızca çok değişken mekanizmalar vardır. Örneğin mevcut bir durumun analizini yaparken ekonomik şartların, kurumların ve mevcut durumu hazırlayan koşulların da hesaba katılması zorunludur. "Nihai sonucu doğru tahmin edebilmek için mevcut koşullardan emin olmamız gerekmez mi?" sorusu sorulabilir.

Bu noktada bir öncekinden de kötü olan ikinci bir engelle karşılaşıyoruz. İktisadi dengesizlikleri etkileyen faktörlere bireylerin bilgileri, inançları, çevrelerindekileri algılayış biçimleri ve davranışlarına ilişkin mazeretleri de eklenmelidir. Bu gerçekleşirken bu inançlar, yorumlar ve mazeretler de sürekli olarak değişim geçirecektir. Çünkü bunlar sosyal faktörlerdir. İnsan sürekli öğrenir ve yenilenir: Gelecek hiçbir zaman geçmişin tekrarı değildir. İnsan dünyasında dün gerçekleşmiş olan, bize yarın neler olacağını söylemez. Hangi Amerikan seçim modeli, bazı makinelerin oy pusulalarına küçük delikler açmasında çıkan aksaklıkların konu ile ilgisini tahmin edebilirdi? Benzer olarak, iktisadi rekabet sürekli olarak yeni ve tahmin edilemeyen koşullar doğurmaktadır.

Öyleyse İktisatçı için çözüm nedir? Alçakgönüllülük. Öğretimde alçakgönüllülük, çoğulculuk demektir. Diğer sosyal bilimler ve gerçekliklerle yüzleşmek demektir. Ve iktisat öğrencileri tarafından yazılan son derece ilginç bildirideki üç talebi göz önünde bulundurmak demektir. Siyaset diliyle bu, otoritenin argümanlarının meşru olmadığı anlamındadır. Bu, ekonomistin toplumsal tartışmaların dışında kalması gerektiği anlamına gelmez. Yalnızca, ekonomistin tartışmak yerine hepimize empoze edeceği evrensel gerçekliği elinde tutuyormuş gibi davranmaktansa, kendisini kamu faydasına ve bunun uygulanış biçimine ilişkin kişisel yargıları olan vatandaşlar yerine koyması gerektiği anlamına gelir.

 


Anasayfaya dönmek için tıklayınız